EKONOMİ
TANIMI VE TARİHÇESİ
İnsanlar ekonomi hakkında
teoriler geliştirmeden çok önce ekonomik faaliyetler başlamıştır. Zamanla insan
ihtiyaçlarından kaynaklanan, etraflıca düşünülmemiş, bir sistemin parçası
olmayan çareler üretilmiştir. Bunlar yeni şart ve gelişmelere göre, denenmiş
değiştirilmiş, birleştirilmiş, korunmuş veya terk edilmiş ve bu güne
gelinmiştir.
Ekonomik davranışlar
genellikle insanların geçimlerini sağladıkları yollarla yakından ilgilidir. Bir
aile, bir aşiret, bir millet, ya da milletler gurubu yiyeceklerini,
barınaklarını, hizmetlerini, halkın arzu ettiği diğer şeyleri nasıl üretir ve
dağıtır? Bu tür davranışlar yeryüzündeki insan toplulukları arasında farklı
şekillerde nasıl kendini gösterir.
Ekonomi kelime olarak
bütün dünya dillerine Grekçe oiko-nomos tan girmiştir. Evdekiler olarak
tercüme edilebilir. Evin yönetiminden sorumlu olan insan, evde yeterince gıda,
giyim eşyası, yakıt bulunmasını sağlamak zorundadır. Evi bir düzen içinde
tutmak, ev halkının görevlerini yapabilecek ortamı sağlamak, zorundadır. Bir ev
otomatik olarak kendiliğinden ya da cömert tabiatın şefkatli
nimetleri sayesinde değil,
evdekiler in gayretleri ve becerikli olmaları ile zenginleşir. Oiko-nomos
sadece evdekilere değil şehir devletine uygulanmış, kadim, (en eski) klasik, ekonomi fikirlerinden sonra
günümüz ekonomisine gelinmiştir.
Milattan önce 4. yüzyılda
yaşayan Eflatun: Devletin temeli üretimdir, bir toplumun olması mesleklerin
farklı olmasını gerekli kılar. Herkes kendine uygun gelen işle uğraşır ve diğer
alanlara karışmazsa, üretim daha kolay ve daha kaliteli sağlanır. Bu görüş
günümüzde Uzmanlaşma adı ile Adam Smith tarafından doktrinleştirilmiş ve
günümüz ekonomik görüşlerini temelden etkileyen bir görüş
olmuştur.
İngilterede, 1600 lü
yıllarda dış ticaretle ulusların daha zengin olabilecekleri görüşü ile Thomas
Munn tarafından Asya ülkelerine ticaret yapılması fikri ortaya atılmıştır. Daha
sonra ekonomik görüşlere öncülük eden ekonomistlerin görüşleri bu alana yön
vermiştir.Bunlardan önemli bazıları şunlardır;
Makyavelizm; (Kralın ekonomik gücünün
yüksek olması)
Merkantilizm; (Devletin tüccar
olması)
Fizyokratlar; (Karışma! dünya kendi başının
çaresine bakar)
Malthusçuluk; (Nüfusun geometrik,
1,2,4,8, gıdanın aritmetik 1,2,3,4, artışı, ve
insanların gelecekte aç kalacakları teorisi... ) bu ve diğer ekonomistler bu
günkü kapitalizme ait ekonomik teoriler geliştirmişlerdir.
Adam Smith,
Keynes ve
diğer ekonomistlerle, ekonomi bu günkü uygulama seviyesini bulmuş, sistem olarak
gelişmiş, bu günkü halini almasında klasik görüşlerin büyük katkıları
olmuştur.
Kapitalizmin uygulanmasında görülen olumsuzluklara karşı çıkan, diğer bir
ekolü oluşturan ekonomistler; Saint
Simon, Charles Fourier, Proudhon, Robert Oven, sosyalizmi bir sistem olarak
oluşturmuşlardır. Kapitalizmin üretimi ve insanların zenginliğini esas alan
görüşüne karşı, ikinci gruptaki bu ekonomist ve sosyal bilimciler, toplumculuğu
ön plana çıkarmışlardır. Bu ekol, Marks ve devamı olan sosyal bilimci ve
ekonomistler tarafından geliştirilerek bu günkü halini almıştır.
Dünyanın bu günkü uygulamalarında
birinci gruptaki ekonomistlerin görüşleri fiilen uygulanmaktadır. İkinci görüşteki
ekonomik bakışlar, artık kitaplardaki alternatifler durumundadır. Her iki
gruptaki ekonomistlerin görüşleri eksi ve artıları ile objektif ve nesnel olarak
araştırılmalı, hayatımızı pek çok yönden etkileyen bu konulara ilgi
gösterilecekse bilgilerin kaynağından öğrenilmesi yolu tercih edilmelidir.
Şurası bir gerçek ki Ekonomi
çok geniş konuları kapsayan bir bilim dalıdır. On altı saatlik bir derste,
konuları derinlemesine işlemek mümkün olmadığı gibi, kavramların gerçek anlamına ulaşmak
da güçtür bu nedenle, dersimizde günümüzdeki ekonomik faaliyetlerin çok dar bir
çerçevesini çizmek ve gerekli olan ekonomik tanımları öğrenmekle
yetineceğiz
Tarihinde kısa bir gezinti
yaptığımız Ekonomi, günümüzde çeşitli biçimlerde tanımlanmaktadır. Bunlardan en
genel olan tanım şöyledir;
Ekonomi : Sınırlı kaynaklardan sınırsız olan
insan ihtiyaçlarını en etkin biçimde karşılamak için uğraşan bilim
dalıdır.
EKONOMİDE HALKÇILIK MİLLİYETÇİLİK VE GÜÇLÜ
DEVLET
Ekonomide
Halkçılık:
Günümüzdeki Ekonomik faaliyetler üretim biçimlerinin değişmesinden ve insan
ilişkilerinden dolayı
daha önemli hale gelmiştir. Batı ülkelerinde Kapitalist ekonomik
sistemlerin gelişmesi servetin tek elde, bazı kişilerde, toplanmasına neden
olmuştur. Böyle olunca halk yığınları ekonomik bakımdan sıkıntıya düşmüş,
emekleri ile geçinenler toplum içinde zorluklar çekmişlerdir. Bu nedenle
Ekonomiye halkın yaşam standardını yükseltmek amacıyla yeni bir bakış açısı
getirilmiş, sosyal güvenlik, gelir dağılımının iyileştirilmesi, iş güvenliğinin
sağlanması, çalışanların haklarını aramalarının yasalarla sağlanması,çalışanlara
yönelik dinlenme, sağlık, ve diğer yaşamın gereği olan hakların
sağlanması yine yasal güvencelere bağlanmıştır. Sektör farkı gözetmeksizin
çalışanlara mesleklerine ait ucuz finans sağlanması, mesleklerinde kalifiye
olabilmeleri için eğitim görebilmeleri halkçılığın gereği olarak yapılan
uygulamalardır.
Ekonomide Milliyetçilik:
Milli
gelir, toplumda yapılan üretimle elde edilen
toplam varlıkların fert başına düşen miktarıdır. Milli geliri yüksek olan
toplumların fertleri refah içinde yaşarlar. Bu nedenle kişilerin
çalışıp, ürettikleri oranda toplumun ve fertlerin milli geliri
yükselir. Üretilen malların iç pazarda tüketilmesi de Ekonomik açıdan
yetersiz bir faaliyet olup milli geliri yükseltmede yetersiz kalır. Bu nedenle
malların dış pazarlara satılması, yani ihraç edilmesi gerekir. Bir malın ihraç
edilebilmesinin önemli iki şartı, malın kaliteli ve ucuz olması ile ülkenin
uluslar arası
satış kabiliyetinin olması gerekir. Ayrıca bir ülkenin iç
pazarında kendi ürettiği malları tercih etmesi, yani diğer bir deyimle yerli
malı kullanılması ekonominin gücünü ve ülkenin diğer ülkelerle rekabetini
yükseltir.
Ekonomide Milli Devlet:
Tarihten
günümüze devlet anlayışları farklılıklar göstermektedir.Bunlar, eski devlet anlayışı ile modern devlet
anlayışıdır. Eski Devlet anlayışına göre devletin görevi asayişi sağlamak,
halkın geçimi için fetihler yapmaktır. Günümüzde bu şekli ile devam eden
devletler yoktur. Modern devlet anlayışına göre; Devlet halkın yaptığı bir
organizasyondur ve halkın eğitiminin yükseltilmesinden, sağlığından, adaletin
eşit ve çabuk dağıtılmasından, gelir dağılımının adil olmasından,alınan kararlarda halkın söz sahibi olmasından
öncelikle sorumludur. Bu görevleri üstlenen devlet önceleri, her türlü ekonomik
faaliyetler içinde bulunur, Kamu sektörü de denilen devlet sektörü eli ile ekonomiyi düzenlerdi. Artık günümüzde devletin görevi her
türlü ekonomik faaliyeti özel sektöre devrederek, devletin öncelikli görevi olan
Sosyal Devlet niteliklerini öne çıkararak halkı mutlu etmektir. Halkın Eğitim Sağlık
gibi ihtiyaçlarının en iyi şekilde karşılanabilmesi için Milli gelirin
yükseltilmesi, Global hale gelen Uluslar arası ekonomik faaliyetlerde verimli
davranmak, çağın gereklerine uyum sağlayabilmek çok önemli unsurlar
haline gelmiştir. Artık uluslar arası alanda güçlü olan ülkeler diğer ülkeleri
savaş yerine ekonomik faaliyetlerle bağımlı hale getiriyorlar. Bu nedenle toplum
içindeki dayanışma, iş bölümü ve planlı üretim ekonomiyi iyileştiren
hususlardır. Yer altı ve yer üstü kaynaklarının dışa
satımında, hammadde yerine mamul madde satanlar, kaynaklarına sahip olmayı
bilenler daha çok kazanıyorlar. Örnek: Tonlarca bor madeni satmak bize az
kazandırır. Ama bor dan elde edilen yüzlerce üründen,
teflon iletişim kabloları vs.
satmak karı binlerce kat arttırır. İşte milli ekonominin görevinden anlaşılması
gereken, her şeyi devletin üretmesi değil her şeyin verimli üretilmesidir.
EKONOMİNİN (TERİMLERİ) TEMEL KAVRAMLARI
İhtiyaç : Ekonominin tanımında geçen ihtiyaç
ekonominin uğraşı alanlarını da belirten bir kavramdır. İhtiyaçlar bir
eksiklikten doğar
ve bu eksikliği gidermek için istek uyandırırlar. İnsan
ihtiyaçları çok çeşitlidir. Bir an için her birimizin ihtiyaçlarını düşünürsek,
hemen uzun bir liste çıkarmak mümkündür. Elimizde olduğunu varsaydığımız ihtiyaç
listemizin çok büyük bir kısmının para karşılığı giderilebileceğini görürüz.
Acaba bu ihtiyaç listesinde genel bir sınıflandırma yapmak mümkün müdür ? Bundan önce ihtiyacın tanımını
yapalım.
İhtiyaç : Kişinin organizma ve düşünce
alanında eksiklik duyduğu her
şeydir.
İhtiyaçlar ikiye ayrılır
1 Birincil ( Temel) ihtiyaçlar, barınma,
yiyecek, giyecek, soluma gibi
2 - İkincil ( Diğer ) ihtiyaçlar, sosyal
ihtiyaçlar, arkadaşlık, statü, estetik,gibi.
Mal : İnsan ihtiyaçlarını karşılamaya
yarayan, para ile veya başka bir ekonomik değerle değiştirilebilen maddelere mal
denir.
Malın iki önemli özelliği, kıt olması ve değiştirilebilir nitelikte
olmasıdır.
Hizmet: İhtiyaç giderme bakımından mala benzeyen
ancak değiştirilme özelliği olmayan faaliyetlerdir. Malın imal edilmesi,
hizmetin sunulması söz konusudur. Avukatlık, Doktorluk, Öğretmenlik, Yolcu
taşımak, saç kesmek gibi.
Kıymet: Bir malın ekonomik değerine denir. Az
bulunan mallar kıymetlidir, Örnek Altın her yerde kıymetlidir, su bir nehir
kenarında ucuz, hatta bedava, çölde ise altından daha pahalıdır. Demek ki malın
değeri azlığı ve çokluğu ile ilgilidir bu da yere göre
değişebilir.
Fayda ekonomi dilinde: Mal ve hizmetlerin insan ihtiyaçlarını
karşılama niteliğini arttırmaktır. Fayda genel anlamı ile iyiliği
çağrıştıran bir kelimedir.
Örnek: Faydayı bir masa üretimi ile anlatalım. Masa ile ilgili fayda
kavramı, orman işçi ve
mühendisinin çalışması ile başlar. Sonra sıra ile,
keresteyi masa haline getiren mobilyacı faydayı yükseltir. Bu masayı alıcısına ulaştırmak için bir
şehirden başka bir şehre taşımak faydadır. O şehirde malı satmak faydadır, mal
satıldıktan sonra şehir içi nakliyatçısının masayı kullanıcısının evine
götürmesi faydadır. Şöyle ki masa üretildiği yerden kullanıldığı yere kadar
gidebilmesi için çeşitli aşamalar geçilmiş ve masa, en faydalı haline
(kullanıldığı için ) evde gelmiştir. Bu örneklerden KDV ile bir bağlantı da
kurabiliriz. Bu faydaları
isimlendirmek gerekirse,
Fayda çeşitleri : Üretim faydası, yer faydası, mülkiyet
faydası, gibi faydalar ortaya çıkmaktadır.
Servet : İnsanların sahip oldukları ekonomik ve
sosyal değeri olan her şey servettir.
Halk dilinde servet sahip olunan menkul
gayri menkul mallar anlamında ise de Ekonomide servet
bundan daha geniş anlamdadır. Şöyle ki: Bir iş hanı nasıl servet ise, bir
işletmede bulunan teknik makineler de servettir. Bir kuyumcunun ya da berberin
el becerisi de, bir tiyatrocunun oyunculuk gücü, hüneri de
servettir.
Ekonomik alana ait şimdiye kadar sıraladığımız, tanımaya çalıştığımız
terimler, Mal, Kıymet, İhtiyaç, Servet, Fayda, ve daha
bir çok terim birbiri ile ilişki ve etkileşim içindedir.
ÜRETİM
İnsan var olduğu günden
itibaren ihtiyaç içinde
olmuştur. Temel ihtiyaçlarından olan yırtıcı hayvanlardan korunmak
ve karnını doyurmak ihtiyacı duyan insan, korunmak ve avlanmak için keskin bir
alet yapmayı düşündü bunun için de taşları birbirine, ya da taşları ağaçlara
sürterek
ilk aletini yaptı.
O günden beri de hep alet
yapar. Her yaptığı yeni alet başka bir ihtiyacını karşılar bu aletlerle her
geçen gün
yaşama düzeyini biraz daha yükseltir. Bu anlamda alet insanlığın,
medeniyet tarihinin başlıca unsurudur.
İlkel toplumlarda bu günkü
anlamda üretim yoktur. Üretim, insanlığın uygarlık yolunda bu günkü
seviyeye gelişinin uzun bir hikayesidir. Bu gün üretim insanlığın en önemli
faaliyet alanıdır.Yaşamanın ve bütün faaliyetlerin
temelinde üretim vardır.
Daha iyi yaşamak için daha
çok ve daha iyi üretim yapmak artık bir zorunluluktur.Bu nedenle eğitim çeşitleri değişmiş mesleki eğitim
ön plana geçmiştir.Üretimin amacı bir mal veya hizmet ortaya çıkarmak, yapmaktır.
Üretim : Eşyanın insan ihtiyaçlarını
karşılama niteliğini arttıran faaliyetlere
üretim denir. Hizmet ve mal
üretme faaliyetleri üretimdir. Üretim diğer bir anlamda fayda
yaratmaktır.
ÜRETİM ELEMANLARI
Günümüzde birçok eleman bir
araya getirilerek üretim yapılabilmektedir.Ancak
üretime katılacak genel elemanları şu şekilde sınıflandırmak
mümkündür.
1 Tabiat; (Doğa)
: Yer
altı madenleri, gazlar,
kömür, petrol, topraktan elde edilen bitkiler, ormanlar, denizler, gibi bütün
yer altı ve yer üstü zenginlikleri tabiatı ifade
ederler.
2 Emek; (İnsan
gücü) Emek insanın fiziki gücünü, beyin gücünü ve
yeteneklerini ifade eder. Fiziki güçle beyin gücü insanlarda farklı
derecelerde bulunur. Yetenekler doğuştan geldikleri gibi eğitimle
geliştirilirler. Üretimin diğer elemanları ne kadar önemli olursa
olsun, üretimde makineleşme ne kadar ilerlerse ilerlesin, temelde insanın zeka
ve yetenekleri vardır.Bu nedenle üretim elemanlarına etkinlik kazandıran insan
gücüdür.
3 Sermaye; (Kapital) İnsanlar ürettiklerinin hepsini tüketmez,
bir kısmını daha sonra yapacakları üretimler için ayırırlar. Bu nedenle sermaye,
emeğin birikmiş şeklidir diye ifade edilir.
Örnek . Yaptığı işten
kazandığı paranın tamamını harcamayıp bir kısmı ile, yaptığı işe ait bir makine
satın alan kişinin, satın aldığı bu makine sermayedir.
Bu nedenle sermaye denince
akla sadece para gelmemelidir.Üretimde kullanılan binalar, makine ve takımlar,
malzemeler, üretimin teknolojisi, üretimde kullanılacak değerli formüller,
çizimler, sermayedir.
4 Girişim;
(Teşebbüs) Üretimin elemanlarından Tabiat, İnsan
gücü ve Sermaye varsa, üretim yapmanın şartları oluşur. Üretim elemanlarını organizeli olarak bir araya
getirip, birtakım riskleri kayıpları göze alarak üretim faaliyetini
gerçekleştiren kişi veya kişilere girişimci. Bu işin yapılmasına da girişim
denir.
Girişimcinin üretim yapacağı
üretim alanında bilgi sahibi olması, insanların talep ve ihtiyaçlarını iyi
sezmesi gerekir. Bu bakımdan üretim için girişim ve girişimci çok önemlidir.
Yoksa toplumdaki birikmiş emeğin (Sermayenin) tümü üretime
dönüşürdü.
Biriken emeğin tümü
üretime dönüşmediğine göre, girişimciliğin önemi kendiliğinden ortaya
çıkmaktadır. Şurası da bilinmeli ki toplumlar gruplar girişimcilik ruhuna az
veya daha çok sahip olabilmektedir. Amerikalılar, Kayserililer, ve çevremizdeki
bazı köy isimleri dahi bu konuya örnek olabilmektedir. Bir toplum veya grubun
daha çok üretici olabilme özelliği tesadüfen ya da yaratılıştan olan bir özellik
değildir. O toplumun gerçek ekonomik çıkışı üretimde bulması ve birbirlerini
örnek alarak, dayanışmaları ile mümkün olmaktadır.
PARA NEDİR ?
Para : Mal ve hizmetlerin değiştirilmesinde
kullanılan bir araçtır.
Kendi başına düşünüldüğünde
hiçbir şey ifade etmez, pratik bir değeri yoktur. Acıktığınızda yiyemezsiniz,
susadığınızda içemezsiniz.. Ama açlığınızı, susuzluğunuzu gidermek için onu
kullanabilirsiniz.Ondan yararlanabilirsiniz.
Para yalnız açlık ve
susuzluk gidermeye mi yarar ? Elbette hayır. O halde para ile neler yapılabilir,
işlevleri nelerdir ? Bu sorunun cevabını en iyi, şu anda cebinde hiç parası
olmayan verebilir. Hele uzun müddet parası olmayacaksa cevabı daha iyi
bilir.
PARANIN İŞLEVLERİ
Paranın işlevlerini
kavrayabilmek için bir an için yaşadığımız toplumda ve dünyada paranın
olmadığını düşünelim. Karşılaşacağımız problemler bir, bir kendiliğinden
sıralanacaktır. Cebinde hiç parası olmayan birinin düşündüğü pek çok şey yanında
hatırlaması gereken bir konu da; cepteki veya hesaptaki para miktarının varlık sebebi; emektir. Yani herkesin sahip olduğu
para miktarı, harcadığı emek miktarıdır. Ya da doğrusu budur. Buradan paranın
işlevlerine geçelim;
1 Para bir değişim
aracıdır: Piyasadaki mal ve
hizmetlerin en kolay şekilde el değiştirmesi görevini
yapar.
Emeğimizin karşılığını alırken yaşanacak
zorluktan, günlük alışverişe kadar hemen her durumda çaresiz kalınacaktı.Şöyle
ki : Bilgisayar üretiminde
çalışıyoruz, Para olmadığı için ücretimiz bize bilgisayar olarak verilse,
ihtiyacımız olan gıda ve birkaç kitabı bulmak için kendilerinde fazla gıda ve
kitaplar bulunan kişileri bulmamız gerekiyordu. Bu örnekle her insanın
ihtiyacını karşılamak için takas sistemini kullanmamız gerekirdi ki bu da ilkel
toplumlarda kullanılmıştır.
2 Para bir değer
ölçüsüdür:
Mal ve hizmetler arasında değişim oranının belirlenmesinde para en gerçeğe
yaklaşma imkanı sağlar. Üstteki örneğimize devam edersek; Bizden bilgisayar alıp
gıda ve kitap verecek kişiler bulduk, kaç bilgisayara, ne kadar gıda ve kitap
değiştirilirse doğru yapılmış olur sorusunu cevaplamak zor olurdu. Demek ki para
ile mal ve hizmetlerin gerçek
değeri genelleştirilerek daha kolay bulunuyor.
3 Para servet biriktirme
aracıdır:
Üretilen malların tüketilmeyen kısımlarının biriktirilmesi kolaylığı sağlar.
Aynı örneğimizle, uzun yıllar çalıştığımız işyerimizden elimizde yüzlerce
bilgisayar kalsa bunları nasıl değerlendirirdik ? Ya da bir meyve üreticisi meyvelerini ne
yapacaktı ? Her ne kadar yastık altında saklanan paranın değeri düşecekse de
ikisi aynı şey değildir. Gerçek paranın, özellikleri içinde istikrarlı olması da
vardır o halde enflasyonu göz önünde bulundurmayacağız. Diğer bir deyişle yok
sayacağız. Şöyle ki takas ekonomisinde de arz yetersiz olursa fiyatlar
yükselecektir.
4 Para ödemeleri
erteleme
Aracıdır: Ticari hayatın devam etmesi için ödemeler hemen
yapılamamaktadır . Ödemelerin ertelemesi de, çek, senet, gibi kağıtlarla (para)
üzerinden sağlanmaktadır.Çekle senetle veya taksitle satışlar para olmasaydı
mümkün olmayacaktı.
PARANIN
ÖZELLİKLERİ
1 - Kabul Edilirlik Özelliği
: Bir zamanlar paranın yalnız altın ve
gümüşten yapılması maden olarak insanların ona sahip olma isteğini doğuruyordu.
Daha sonra bakır, nikel, gibi
madenlerden ve kağıttan yapılması ile paranın genel kabul görmesi gereği
doğmuştur. Yani bir toplumda
kullanılan para o parayı kullananların o paradan memnun olmaları ile
süreklilik kazanır. Dolaşımdaki paraya güvenin azalması paranın değerinin
kaybına neden olur.
Ender görülen bir durum
olmakla beraber, paranın tümden değer yitirmesi de söz konusudur, sabah bir
milyon olan ekmek akşama beş milyon olabilmektedir. Bu hiper
enflasyondur.
2 - Değerin İstikrarı
Özelliği :
Üretimi ve malların dağıtımını kolaylaştırmak için parada istikrarın yani
değerinin uzun zamanlar değişmemesi özelliğinin olması gerekir. Parada bu
özellik bulunmadığı zaman ödemeleri erteleyebilme, özelliğini yitirir, fiyatlar
yükselir. Buna karşılık paranın değeri düşer. Biz paranın bu özelliğini,
enflasyon, devalüasyon kelimeleri ile tanıyoruz. Revalüasyon ( paranın
kıymetinin artması) pek tanıdığımız bir kelime değildir.Ülkelerin mali para
politikaları revalüasyonu da gerektirebilir.
3- Taşınabilirlik Özelliği
: Bazı
toplumlarda büyük taş parçaları, tuz, ve başka maddeler para olarak
kullanılmıştır.Günümüzde alış verişlerimizi rahatça yapabilmemiz gereği vardır
bu nedenle paranın rahatça taşınabilmesi gerekir.
4- Bölünebilirlik Özelliği:
Küçük
ödemelerin yapılabilmesi için paranın bölünebilirlik özelliğinin olması gerekir.
Altın parada bulunan bu mahzur, bakır, nikel paralarla
giderilmiştir.
5 - Ömürlü Olma Özelliği : Eğer para bir zenginlik
biriktirme aracı olarak kullanılıyorsa uzun ömürlü olması , bozulmaması gerekir.
Örnek : canlı hayvanların para olarak kullanıldığı toplumlarda hayvanın
yaşlanması veya ölmesi zenginliğin azalması , yok olması anlamına
gelecektir.
6 - Tek Biçimlilik Özelliği
:
Genellikle paranın tek biçimli olması gerektiği üzerinde fikir birliği vardır.
Aksi halde her birimizin parasının kendimize özel şekillerde olması paranın
kullanılabilme özelliğini ortadan kaldırırdı.
PARA TÜRLERİ
1- Altın ve
Gümüş :
Uzun bir zaman tedavülde kalan altın ve gümüş paralar değerli metal
olduklarından kendi başlarına bir değerleri vardı.İnsanlar bu metalleri para
olarak kabul etmekte tereddüt etmemişlerdir.
2- Adi
Metaller :
Altın ve gümüşün zamanla, arzında çıkan darlıklar ve küçük ödemelerin bu
paralarla yapılamaması zorlukları karşısında bakır ,nikel gibi metallerin para
olarak kullanılması gereğini doğurmuştur.
3- Kağıt
Paralar
:Bir zamanlar zengin tüccarlar altın ve gümüşlerini saklamaları için kuyumculara
bırakıyor, karşılığında onlara bir belge veriyorlardı. Bu belge ile tüccar belli
bir zamanda altın ve gümüşünün bir kısmını ya da tamamını kuyumcudan
alıyordu.
Daha sonra kuyumcular
kasalarındaki altın miktarını aşan miktarda belge düzenleyebileceklerini, bunu
teminat olarak başkalarına verebileceklerini ya da başka biçimlerde
kullanabileceklerini fark ettiler. Bütün tüccarlar aynı anda altınlarını
istemediği sürece uygulamada güçlük çıkmıyordu. İşte bu belgeler kağıt paranın
ilk şeklini oluşturdu.
Kuyumcuların bastıkları
belgeler ile altın karşılığı oranı yıllar içinde düştü ve banknotların hiçbir
şekilde altın karşılığının bulunmadığı günümüze gelindi. Günümüzde bankaların
çalışmaları da esas olarak bu sistemle yürümektedir.
Biz bu gün bu kağıtları
başka insanların da bizim gibi kabul edeceklerine güvendiğimiz için kabul
ederiz. Aslında devletin (merkez bankasının) piyasada bulundurduğu kağıt para
miktarı kadar altın rezervi bulunur. Veya öyle olması gerekir
FİYAT
Fiyat : Bir malı satın almak için
ödenmesi gereken para miktarı, ya da kişilerin bir mal için ödemeye hazır
oldukları bedeldir.
Üretici açısından ilk
fiyat bir malın maliyetine ortalama
karın eklenmesiyle oluşur. Piyasalarda fiyat oluşumuna maliyetin yanında etki eden bir önemli
faktör daha vardır. Bu, Arz talep kanunudur.
Arz Talep kanunu : Piyasaya sunulan bir malın miktarı ile o
mala duyulan ihtiyaç arasındaki hassas dengeyi ifade eder. Kaba hatları ile
şöyle açıklanabilir. Bir mal piyasada ihtiyaçtan daha az miktarda bulunuyorsa
fiyatı artar. Bir mal piyasada ihtiyaçtan daha çok miktarda ise fiyatı azalır.
Arz talep, fiyat mekanizması ile oluşur.
FİYAT
MEKANİZMASI
Fiyat Mekanizması: Fiyatlar,
herhangi bir biçimde denetim altında tutulmadıkları sürece, mal ve hizmetler
onları talep eden çok sayıda kişi arasında uygun bir şekilde dağıtılmış olur.
Ayrıca üreticiler de mal ve hizmete
karşı gösterilen talebin şiddeti oranında farklı biçimlerde davranırlar.
Kendiliğinden işleyen bu sisteme fiyat mekanizması denir.
Bu mekanizma ile, fiyatlar piyasa tarafından serbestçe belirleniyorsa,
malın arzının talebe eşitleneceğine inanılır.
Bir malın piyasaya arz edilen miktarı talep edilenden fazla olduğunda,
fiyatın düşmesi ve arzın azalmaması görülür. Buna karşılık, talep edilen miktar
artar. Yeni bir fiyat düzeyinde miktarlar birbirine
eşitlenir.
Fiyatlar çeşitli mallara olan talebin tüketiciler ve üreticiler
tarafından karşılaştırılmasına ve değerlendirilmesine imkan veren bir ölçü
sistemi oluştururlar.
Tüketici ve üreticilerin mal ve hizmetler ile piyasa şartlarına ait
bilgileri yeterli değilse, kişilerin çıkarlarına en uygun biçimde
davranmaları ve fiyat mekanizması
kaynaklarının iyi kullanılması
mümkün olmayacaktır.
Ülkemizde özellikle tüketicilerin her geçen gün bu konuda daha çok
bilinçlenmeleri, üreticilerin fiyat tespitlerini daha iyi ve doğru yapmalarını
gerekli kılmaktadır.
TEKEL SİSTEMİNDE
FİYAT
Mallar serbest rekabet
şartlarında değil de tekelci firmalar tarafından üretildiğinde, talepteki bir
artış her zaman üretim artışına neden olmayabilir.Üretimi yapan firmanın
ekonomik imkanları, kapasitesi, uzun veya kısa vadeli üretim ve kar planları, tekelin malın fiyatını
kendi başına tespit etmesi neden olabilir.
AHLAK ANLAYIŞI
Fiyatların piyasada
oluşmasında ağırlıklı olarak ekonomik şartların durumu ile ilgili olan,
satıcıların tutum ve davranışları da etkili olur. Bu durum toplumsal bir
anlayışı ifade eder.
Toplumdan topluma
değişebilir, toplumun hukuku, dini, örf ve adetleri, sosyal ilişkileri, fiyatlar
üzerinde etkili olur. Zaman içinde ahlak anlayışı ekonomik durumu dikkate
almayacak şekilde toplumda yerleşebilir.
Toplumu oluşturan bireylerde kamu
bilincinin varlığı ve gelişmesi, bütün alanlarda olduğu gibi ekonomik alanda da
kuralların sağlıklı yaşaması sonucunu doğurur.
Ahlak anlayışının yerleştirdiği kurallar,
genel ekonomik (global) kurallara aykırı ise toplum, ekonomik alanda dünyadan
soyutlanma durumu ile karşı karşıya kalır.
KREDİ
Tüketicinin ödeme gücünün
üzerinde olan satın alma işlemlerinin hemen gerçekleştirilebilmesi için, gerekli
olan paranın birey veya kurumlara belli bir faiz oranı ile ödünç olarak
verilmesine kredi denir.
KREDİ ÇEŞİTLERİ
Krediler genel olarak ikiye
ayrılır. 1- Kısa vadeli krediler, 2- Uzun vadeli
krediler.
1-
Kısa vadeli
krediler:
A- Kredi hesabı ve bütçe hesabı : Müşterilerin herhangi bir
anda malı teslim alıp ayın sonunda bedelini ödemesidir. Bu ticaret kredisine
benzer bir usuldür. Benzin istasyonlarının çoğu müşterilerine bunu uygular. Daha
büyük iş yerleri bazen bütçe hesabı tutarlar. Bu usulde aylık yapılan ödemeler karşılığında
müşteri belli bir değere kadar olan malı alabilir.
Borçlu olduğu
miktar bu değerin altına düştüğünde başka mallar da
alabilir.
B- Kredi
Kartları:
Perakendecilerden kredili satış
yapmanın en çok rastlanan yolu kredi kartı kullanmaktır. Bu kartlar iki guruba
ayrılır. Perakende satış yapan bütün mağazalarda kullanılanlar ve bazı
mağazaların kendi adlarına çıkardıkları kredi kartlarıdır. İkisi de aynı iş için
kullanılırlar. Kredi Kartları alışverişlerde formalite gerektirmemesi, para
taşıma gereğini ortadan kaldırması, doğru kullanıldığında 8 haftaya kadar para
kullanmadan alışveriş yapma imkanı vermeleri nedeni ile tercih edilirler.
Dezavantajları da, faizlerinin yüksek olması ve kart sahibinin fazla tüketim
yapma eğilimine girmesidir.
C- Charge (ödeme)
kartlar :
Bunlar kredi kartlarına çok benzerler. Kredi kartlarından iki bakımdan
farklıdırlar.Birincisi yıllık aidatları yanında ilk girişte de bir ücret ödenir.
İkincisi, çok kısa vadeli kartlardır hesabın her ay kapatılması gerekir.
Örnekleri: Amerikan Expres , Diners Club kartlarıdır
D- Çekle
Alışveriş :
Bu küçük çaplı alışverişlerde yararlı bir gayrı resmi ödeme türüdür. Çekler
çeşitli ad ve unvanlarda , düzenli bir iş hacmine sahip ve geri ödemeleri
toplama yetkisine sahip kurumlardan elde edilebilir. Örnek : Tüketici
başlangıçta alınan borç karşılığında 50 bin lira ödeme yaparak 200 bin liralık
bir çek alır, ve toplam 210 bin lira olacak şekilde 20 kez aynı miktarda ödemede
bulunur. Bu çekle söz konusu düzenlemeye iştirak eden mağazalardan mal almakta
kullanılabilir. Bunun müşteriler için yaratacağı maliyet fazla değildir. Bu
düzenleme müşterilerin istedikleri malları daha resmi krediler için belge
doldurma gibi bir sıkıntıya girmeden nakit paraları ile almalarına imkan verir.
Perakendeci topladığı
çekleri çıkartan şirkete geri gönderir. Şirket de, diyelim % 2.5 iskontoyla
çekleri üzerindeki değerden öder.Perakendecinin bu işten hoşnut olması için
karındaki düşüşü telafi edecek kadar satışlarının artması
gerekir.
2- Uzun Vadeli Krediler
Bazen yukarıda anlatılan
gayri resmi kredi türleri belli bir alımın gerçekleştirilmesi amacıyla belli bir
kişiye verilmeyebilir.Müşteri de bunların varlığından haberdar olmayabilir, veya
satıcı bu projeye bütünüyle katılmamış olabilir.
Bu durumda müşteri daha resmi yapılı bir
kredi anlaşması yapmak durumunda kalacaktır. Bu tarz krediyi anlatmak için
genellikle veresiye satış terimi kullanılır. Bu ifade veresiye alışverişin sadece birini
oluşturduğu çok sayıda farklı düzenlemeyi içermektedir. Uzun vadeli kredi
çeşitlerini gördüğümüzde anlaşılması daha kolay olacaktır.
A- Şartlı Satış
Anlaşması :
Mallar taksitler tamamlanıncaya kadar veya anlaşmadaki belirtilen diğer hususlar
yerine getirilinceye kadar satıcıda
kalır. Esasında bir Endüstriye ekipman ve tesis alımlarında kullanılan bu usul,
normalde kişisel tüketiciler için geçerli değildir.
B- Veresiye Satış
Anlaşması .
Mallar, kira döneminin sonunda, belirli bir miktar karşılığı satın alma imkanı
da tanınacak şekilde kullanıcıya kiralanır.Tüketici bunları satın almak zorunda
değildir. Ama satın almadığı durumlar da pek nadirdir. Dondurucular müzik
aletleri gibi dayanıklı tüketim malları bu biçimde satılırlar. Bunun için
gereken para ya mali kurumlar eliyle veya bizzat perakendeciler tarafından
sağlanır. Asıl mesele son ödeme yapılıncaya kadar ürünün alıcısının mülküne
geçememesidir.
C- Kredili Satış
Anlaşması :
Depozitin veya ilk taksitin ödenmesiyle ürün, beş yada altı taksitle onu almayı
taahhüt eden alıcısının mülküne geçer. Satıcının herhangi bir güvencesi söz
konusu olmadığı için bu tür anlaşma pahalı mallarda değil daha çok ikinci el
mallarda uygulanır.
KREDİ İLE SATIN
ALMANIN AVANTAJLARI
1- Veresiye satış olmasaydı
çoğu insan dayanıklı tüketim mallarını alamazdı.
2- Veresiye satış olmasaydı
bunun sıkıntısını yoksullar çekecek ,zenginler bir şekilde nakit ödeme imkanını
bulabilecekti.
3- Kitlesel üretim kitlesel
pazara ihtiyaç duyar,bazı mallarda piyasa şartları buna uygundur.(Deterjan
gibi,) bazı mallarda ise ( dayanıklı tüketim malları, mobilya gibi ) yeterli
para dönüşünü sağlamak için veresiye kolaylıkları sağlanarak bu gerçekleştirilir
ve işletmenin kar etmesi sağlanır.
4- Veresiye satış bazı
endüstrilerde istihdam güvencesidir. Örnek : Veresiye satış olmadığı için,
buzdolabı, çamaşır makinesinin büyük kitleler tarafından alınamadığını
düşünürsek bu fabrikalarda işçi çalıştırma gereği de olmayacaktı.
KREDİLİ SATIŞLARLA İLGİLİ
SORUNLAR
Tüketicilerin istismar
edilmelerini önlemek için Tüketiciyi Koruma Kanunu çıkarılmıştır. Buna rağmen
veresiye ve benzeri türdeki alışverişlerde pek çok sorun bulunmaktadır. Bunlar :
1- Veresiye satışlar ve
kredili işlemlerde ödenecek faiz oranı diğer borçlanma biçimlerine göre daha
yüksek olma eğilimindedir.
2- Bazı tüketiciler veresiye
yüzünden kendilerini aşırı bir borç yükü altına sokarlar. Örnek : Aylık taksit
tutarı 80-100 milyon civarında olan bir ürünü aldığınızda bu makul görünebilir.
Ama bu ödeme 2-3 yıl devam ederse dayanılmaz bir hal alır. Aynı şey kredi kartı
kullananlar için de geçerlidir.
3- Veresiye satış perakendeci
için daha çok çalışmak demektir. Bir sürü kayıt tutulacak , gecikmeli ödemeler
takip edilecek, vs.
4- Şirket zamanında ödeme
yapmayan müşterisin mahkemeye vermek zorunda kalabilir, bu da şirketin adını
karalar.
5- Veresiye planlarını
uygulamaya koyan perakendeciler,sermayelerinin çoğunu borçlara bağlarlar,
Aldıkları malların karşılığını ödeme durumuna geldikleri vakit, alacaklarını
toplamamış olurlar.Öte yandan bu işten daha çok kar
sağlarlar.
6- Bazı ürünler taksitlerinin
ödenmemesi yüzünden geri gelebilir. Bu da ikinci el mallara Pazar bulmakta
sıkıntı yaratır.
BANKACILIK VE BANKA
İş yapan insanlar için
hiçbir kurum bankalardan daha önemli değildir. İnsanlar bir iş kurmak veya işler
kötüye gittiğinde mal satın alabilmek için olduğu kadar kendilerine mal satan
kimselere olan borçlarını ödemek
veya müşterilerinden para toplayabilmek için de borç para arayabilirler.
Bu durumda onlara bankalar yardımcı olacaktır.
BANKA : Halkın belli bir zaman içinde harcamadığı
parayı kabul ederek faiz getirir şekilde planlayan,ödemelerde aracılık, para
nakli, senet tahsili, emanet kabulü, gibi çeşitli görevler yürüten ve özel önemi
olan kurumlardır.
Bankaların iki asıl fonksiyonu vardır. Bunlar, tevdiat kabulü ve kredi
işlemleridir. Bunlar dışında Merkez Bankası farklı görevleri olan bir banka olup
: Hükümetlerin ülkedeki para arzını kontrol etmek, bir ülkede para ve kredi
politikalarını yürütmek, devlet adına para basmak gibi görevleri yerine
getirirler. Merkez bankasına, Bankaların bankası da demek
mümkündür.
BANKA ÇEŞİTLERİ
1- Mevduat Bankaları : Tasarruf sahiplerinin
birikimleri karşılığında faiz ya da kar payı veren mali kuruluşlardır. Bu
bankalar çekleri bozmak, veya işleme koymak görevleri yaptıklarından Kliring (takas) bankaları dendiği de
olur.
2- Ticari Bankalar : 19. yüzyılda ticaret
yaşamının finansmanında yerlerini alan mevduat bankaları başlangıçta tüccar ve
ticaret bankalarıydı. Giderek başka ilgi alanlarına yayılan bu bankalar : esas
olarak uzun ve kısa vadeli borç alıp veren mevduat bankalarıdır. Sermaye ve para
piyasalarında da çalışırlar.
3- Yabancı Bankalar : Dış ülkelerle ticaret
yapan kendi vatandaşlarının ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla faaliyet gösteren
bankalardır.Bu bankalar genel olarak, ülkeleri ile yapılan ithalat ihracat
konularında çalışmak, döviz kurlarında ve faiz oranlarındaki değişmelerden
dolayı para birimleri ile oynayarak kar etmek amacı ile çalışırlar.
Türkiyede yabancı bankalar özellikle Menkul Kıymetler
Borsasının bulunduğu İstanbulda
yerleşmişlerdir.
BANKALARIN DİĞER İŞLEVLERİ
*Mevduat Tasarruf
hesabı
*Konut
Kredisi
*Değerli eşyaları
korumak
*Gece
Kasası
*Hesap
Özeti
*Kredi
Kartları
*Çek Kartlar ( Banka
garantili çek )
*Bankamatik
*Borçlandırma Kartları (Çek
yerine kullanılan Satış yerinden elektronik para transferi
kartı)
*Banka
teminatı
*Gelir vergisi , Sigorta
hizmetleri
*Danışmanlık ve
Bilgilendirme hizmetleri
*Dış Hizmetler
BANKALAR NASIL KAR
EDER ?
Bütün mali kurumlar gibi
bankaların da amacı borç olarak verdikleri paraya borç
alırken verdiklerinden daha yüksek bir faiz oranı uygulayarak kar sağlamaktır.
Mevduatlarının yaklaşık üçte birini, bankaların genelde faiz ödemediği cari
işlemler hesabı oluşturmaktadır. Son yıllarda karşılaştıkları rekabet
bankaları belli bazı cari işlemler
hesabına özellikle mevduatları çok az olan hesap sahiplerine faiz vermek zorunda
bırakmıştır. Bankalar genellikle risk büyüdükçe faiz artar ilkesi ile
çalışırlar. Dolayısıyla iskonto piyasasına gecelik verilen borçlara verilen faiz
oranı üç yıllığına verilen bir borca konulan faiz oranından daha düşük
olacaktır.
Bütün bankalar mevcut
ekonomik şartların ışığında tespit ettikleri kendi faiz oranları ile çalışırlar.
Faiz oranlarının yüksek olduğu yıllarda banka karları daha yüksek olur.
Ayrıca bankalar verdikleri
hizmetlerin karşılığını da alırlar. Örneğin borç veya açık kredi verirken
yapılan bürokrasiden dolayı ya da karşılıksız çeklerle uğraşmalarından dolayı
harç alırlar.
SANAYİ
Sanayi : Tabiattan elde edilen hammaddelerin büyük
ölçüde ve sürekli bir biçimde işlenerek mamul maddeler haline dönüştürülmesine
sanayi denir.
Sanayi denince genellikle,
madencilik, enerji ve imalat sanayi akla gelir.
İmalat
Sanayi : bu
sanayi dalını üç ana bölümde incelemek mümkündür.
1-
Tüketim Malları Sanayi :
Gıda , İçki, Tekstil gibi sanayi dallarıdır.
2-
Ara mallar Sanayi : Orman
ürünleri, kağıt, deri mamulleri, lastik, plastik, petrol ürünleri, gübre,
çimento, cam, seramik, demir- çelik gibi sanayilerdir.
3-
Yatırım Malları Sanayi :
Madeni eşya, elektronik, kara hava ve demir yolları taşıtları
gibi.
Madencilik : Yer altında bulunan her
türlü madenin çıkarılması ve mamul hale getirilmesidir.(demir, bakır , altın ,
bor, gibi.
Enerji : Sanayide ve insanların
diğer ihtiyaçlarında kullanılan her türlü enerjinin elde edilmesi için yapılan
üretimlerdir. Hidroelektrik santraller, Termik Santraller. Atom (Nükleer
Santraller) gibi.
SANAYİLEŞME HAREKETLERİ
Sanayi konusu, doğal olarak
üretim ile iç içe bir konudur.İnsanların bir araya gelerek toplumu
oluşturdukları günden beri bu günkü anlamda olmasa da üretim
yapılmıştır.İnsanlık tarihinde çok uzun bir dönem için bu günkü anlamda
üretimden dolayısıyla sanayileşmeden bahsedilemez. Batı ülkelerinde özellikle
İngiltere de 1700 lü yıllarda
başlayan Büyük Endüstri Devriminin gerçekleştirilmesinden sonra, günümüzdeki
sanayi hareketlerine benzeyen sanayi ortaya çıkmıştır. Bunun birinci nedeni
buharlı makinelerin icadı ile insanların büyük kuvvetler elde edebilmeleri, bu
kuvvetlerle tabiata hakim olmalarıdır.
Bu sanayileşme
hareketi bütün Avrupada hızla
yayılmaya başlamış,tek tek üretimin
yerini kitlesel üretim
almış, bu nedenle günümüzde Avrupa, batı medeniyetinin sahibi olmak sıfatı ile
dünyanın en gelişmiş ülkeleri konumunda bulunmaktadır.
Bu sırada
Osmanlı Devleti dünyanın büyük devletlerinden biri olarak bu hareketlere (günün
şartları gereği ile de) ilgisiz kalmıştır. O yıllarda verilen bir şeyhülislamlık
fetvasında : İnsanların dört duvar arasında sanayi işleri ile uğraşmaları
züldür. Bunun yerine ahali bağ ve bahçelerde ziraat işleri ili uğraşmalıdır.
Denilmiştir.
Avrupada sanayi
hareketlerinin başlamasından
yaklaşık üç yüz sene sonra konunun önemi fark edilmiş eğitim kurumlarından
başlamak üzere Osmanlı bütün yapısını Avrupaya benzetmeye çalışmıştır. Yapılan
çalışmalar genellikle günlük tedbirler biçiminde, geçici,bölgesel nitelikte
olmuş, kalıcı değişiklikler gerçekleştirilememiştir. Yine de bu dönemde yapılan
işler övgüye değerdir.
CUMHURİYET DÖNEMİ
SANAYİLEŞME HAREKETLERİ
Türkiyede Cumhuriyet
öncesinde yok denilecek seviyede olan sanayi, tarımsal faaliyetler ve el
sanatları niteliğinde idi. 1923 yılında Cumhuriyetin ilanı ile birlikte
başlatılan çalışmalar, İzmir İktisat Kongresi ile sanayi, tarım, ulaştırma,
konularında yapılacakların kararları verilmiştir.
1927 yılından itibaren özel
sektörün teşviki ile önemli gelişmeler sağlanmıştır. O yılların Üç beyazı biz
üreteceğiz sloganı ile başlatılan sanayileşme hareketi 1929 dünya ekonomik
krizi ile sekteye uğramıştır. 1931 yılında hazırlanan 1. beş yıllık kalkınma
planı 1933 yılında uygulamaya konularak ekonomik alanda devletçilik olarak nitelendirilen çalışmalar
başlatılmıştır.
1933
1950 döneminde,devletçilik politikası ile yabancıların elinde bulunan sanayi,
maden işletmeleri millileştirilmiş,eti bank, Sümer bank, demir yolu, kara yolu
ve liman inşaatları bu dönemde gerçekleştirilmiştir.
1. beş yıllık kalkınma
planının başarıl olduğu görülünce, 2. beş yıllık kalkınma planına göre:
madencilik, taş kömürü, elektrik santralleri ve denizcilik alanında 100 den
fazla fabrikanın kurulması öngörülmüş, 2. Dünya savaşının çıkması ile projeler
büyük oranda gerçekleşememiştir.
Savaş yıllarında özel sektör
girişimleri büyük ölçüde durmuş, devlet yatırımları uygulanabilir şekilde ön
plana geçmiştir.
2. Dünya savaşı sonunda
gelişmiş ülkeler tarafından az gelişmiş ülkelere askeri ve ekonomik alanda
yardım yapılmış Marshal Planı adı altında Türkiyeye de bu yardımlar
yapılmıştır.
1950
1960 döneminde, devletçilik yerine özel teşebbüsün ağırlık kazandığı ekonomik
döneme girilmiştir. Dönem boyunca yatırımlarda artış görülmüş, sanayileşme
yolunda önemli adımlar atılmıştır. Ancak bu dönemde, yatırımlar için finansman
güçlüğü bulunduğundan ekonomi üzerinde enflasyonist baskılar görülmüştür.
1960 sonrası dönemde vazgeçilen planlı kalkınmaya tekrar dönülmüş,konu
ile ilgili olarak Devlet Planlama Teşkilatı 1960 yılında kurulmuş, bu dönemde
imalat sanayi sürekli gelişme göstermiştir.
1980 yılından itibaren, sabit fiyatlarla yatırımlarda gerileme olmuş,
işletmelerin tam kapasite ile çalışmamaları, üretimin yetersiz oluşu, yeni
yatırımların yapılamaması, finansman eksikliği, ekonominin sürekli problemleri
haline gelmiştir.
1970 li yılların
ortalarından bu güne kadar, yukarıdaki nedenlerden dolayı enflasyon ekonomimizde
istenmeyen bir unsur olarak sürekli bulunmuştur.
TÜRK EKONOMİSİNİ GELİŞTİRME
Toplumların gelişmesi
temelde ekonominin gelişmesine bağlıdır. Ekonominin temeli de üretim
elemanlarının bir araya getirilerek, zorlu bir faaliyet olan üretimin
başlatılması ve başarılmasıdır.
Günümüzde toplumların ayakta
kalmaları, güçlü bir ekonomiye sahip olmaları şartına bağlıdır.Yer yuvarlağında
yaşayan ülkeler, geri kalmış ülkeler ve gelişmiş ( batılı ) ülkeler olarak ikiye
ayrılıyorlar. Gelişmiş ülkelerde yaşayan bireyler, sağlık, eğitim, barınma gibi
birincil, ve estetik, eğlence gibi ikincil ihtiyaçlarını gereği kadar sağlamış
bulunmaktadırlar.
Ekonomistler ve sosyal
bilimcileri ikiye ayrılan bu ülkeleri, Kuzey ve Güney olarak isimlendiriyor. Kuzey
ülkeleri uygarlık düzeyini yakalamış, fert başına düşen milli gelirleri yüksek,
sosyal, kültürel ve ekonomik yönden dünyayı çekip çeviren ülkelerdir. Bunlar
Japonya gibi dünyanın doğusunda da olabilirler, Norveç gibi batısında da.
Türkiyede
yaşayan hepimiz, gelişmemiş ülkeler arasından çıkıp Kuzey ülkeleri arasındaki
yerimizi almak istiyoruz. Üç yüz yıllık bir özlemimizi dile getiren bu ifadeye
halen ulaşabilmiş değiliz.
Ne var ki dersimize başlarken kısa bir
şekilde tanımını yaptığımız ekonominin iki satırlık anlamı bu işin o kadar kolay
olmadığını da göstermektedir.
Ekonomi,
kıt kaynaklardan sınırsız insan ihtiyaçlarını karşılamak olduğuna ve bir bilim
olduğuna göre, kalkınmaya bilimsel olarak bakılması ve gereklerinin yerine getirilmesi kaçınılmaz bir
durumdur. Pek çok ekonomist, zaman zaman
ekonomide mucize yoktur! Sözünü dile getirir.
Ayrıca
günümüz şartlarında, sıcak ve soğuk savaşların bittiği, bilgi toplumu kavramları
içinde toplumların yeniden yapılanma yolu ile şekillendikleri, globalleşme
nedeni ile birbirine en uzak noktalardaki insanların birbirine yakınlaştıkları
ve benzedikleri dünya ortamında ekonomik faaliyetler de o derece karmaşık hale
gelmiştir.
Bütün bunlardan dolayı ekonomik gelişmenin sağlanabilmesi için uyulması
gereken pek çok şarttan bazıları şöyledir.
1-
Bilimsel metotların
uygulanması,
2-
Kaynakların planlı
kullanılması
3-
Savurganlığın
önlenmesi
4-
Yeni teknolojilerin
kullanılması ve daha yenilerinin bulunması
5-
Kalifiye insan gücünün
hazırlanması
6-
Bireysel çalışkanlık ve
fedakarlığın ön plana çıkarılması,
7-
Toplumda ekonomik kalkınma
için ortak bilinç sağlanması
8-
Ekonomik kalkınmada öncülük
edecek olan teknokrat ve bürokratların güven vermeleri yanında uzman kişiler
olmaları
9-
Yerli malların yabancı
mallara tercih edilmesi
10 - Pazarlama çalışmalarının yapılması
.
EK OKUMA
BÖLÜMÜ
YENİ
EKONOMİ
Yeni Ekonomi: En geniş tanımıyla enformasyonun bilgiye dönüşmesi ve bilginin yönetimi, işlenmesi ve dağıtımı ile ilgili endüstrilerdir.
Yeni Ekonomi; Bilgisayar, yazılımlar, telekomünikasyon, yarı iletkenler, internet gibi ileri teknoloji ürünleri ve bunların hizmetleridir. Biyo-teknik ve genetik konuları da yeni ekonominin konularına giren endüstrilerdir.